Skip to main content

Posts

Featured Post

Hermann Hesse, Bozkırkurdu

Düşün dünyasını hayatının merkezine koymuş bir entellektüel, sürekli bu dünyayı önemsemiş ve gereğinden fazla anlam yüklemiştir Harry ve bunu saplantı derecesinde olağan bulmaktadır. Yaşam onun için müzik- ama klasik müzik kesinlikle caz değil-edebiyat,felsefedir ve bunlara dair birikimlerinden yola çıkarak ahkam kesmektir. Geri kalan herşey hayatın yan unsurlarıdır.Bu yüzden yüksek bireyselleşmenin sonucu olarak içinde yaşadığı - daha doğrusu kendini çekip alamadığı- burjuva hayatını küçümser,onun gündelik telaşlarını,eğlence tarzını yadsır,kendine uzak bulur. Zamanla bu burjuva yaşamına karşı artık iyice yabani,yabancı ve ürkek kalmıştır. Bu durumun sürekliliği içerisinde kendisine Bozkırkurdu yakıştırmasını uygun görmüştür kahramanımız Harry ve iyice benliğinde güçlenip kök salmıştır. Ancak elli yaşına merdiven dayadığında kendini gerek ruhsal ve mental gerekse fiziksel olarak oldukça yıpranmış hissetmektedir. Sadece kendisinde var zannettiği devamlı kişilik bölünmesinin yarattığı …
Recent posts
Bu sabah güneş parlıyor. Sahilde bir parkın içinde bulunan, türünü bilmediğim bir ağacın yanına ilişmiş banka Forest Gump gibi oturdum kahvem bitene kadar önümden geçenleri izleyeceğim. Yaşlı, hamile, öğrenci, meczup, şişman, anne -  kız... Acelesi olanlara, koşuşturanlara gözüm takılıyor.
-Aceleye gerek yok ki, telaşlanmaya da. Yola çıktıktan sonra varılacak bir yer olmadığını anlamak ne kadar absürd. Hedefler, planlar bu absürd karşısında ne kadar anlamsız. Nefretler ve tutkular aynı evin yorgun kevaşesi-




Yokluğun Hezeyanı

Gözlerimi hafifçe araladım. Saatimin fosforu 4:53 ü gösteriyor. Yorganımın altında buz gibi, piç gibiyim. Zihnimin yerçekiminden muaf atmosferinden sıyrılıp, önüme düşüp duran allı morlu acı verici görüntüler. Umurumda değil. Kafamı çıkarıp yorganın altından sıska bedenime ağır gelen yokluğun sesini dinliyorum. Rengi siyaha çalan yeşil. Önemli değil. Hemen sonra ensemden kasıklarıma kadar öpücük halinde soğuk yürüyor. Yirmilik ellerin yokluğuyla yüzleşiyorum. İyi şeyler getiriyorum aklıma tutunamıyor odamın soğuk zemininde. Ölen dedemin kapıdan içeri girip "serseri daha uyumadın mı?" diye sormasını istiyorum ve ya annemin başımı okşayıp üzerimi örtmesini. Hepsi gittiler. Odanın duvarları geceyle aramdan çekiliyor, yalnızlığımla kucaklaşıyorum. Yalnızlık her halükarda anlamlı geliyor, umurumda değil diyemiyorum.


Alexander von Schlippenbach Trio - Pakistani Pomade

İtiraf etmem gerekir ki bu albümü dinleyene kadar Paul Lovens diye bir adamdan bir haberdim. Diğer iki ismi(Alexander von Schlippenbach (piano), Evan Parker, saksafonlar) daha önce defalarca dinlemişliğim var. Ancak biraz araştırdığımda önemli kişilerle beraber çalmış olduğunu gördüm Lovens'ın. Mesela aralarında Joelle Leandre gibi sıradışı ve çok sevdiğim bir müzisyen var.
Albüme tekrar dönecek ve betimleyecek olursak;  düzensiz, ahenksiz, armoniden uzak ancak mümkün olduğu kadar yoğun bir şekilde etkileşimli olarak ortaya çıkarılmış bir baş yapıt. Şimdiye kadar kuzey Avrupa cazı olarak nitelendireceğimiz bir çok şey dinledim. Polonya özgür cazı dahil. Bu çok farklı.Sadece imrovize ya da deneysel diyip geçiştirebileceğimiz bir şey değil. Bildiğin overdose uyuşturucu gibi ya. O kadar fazla ses çeşitliliği ve zenginliği var ki bir doyum ve tatmin olma hali yaşıyorsun.  Bana bir süre Türkiye'de yaşadığımı unutturdu dersem yalan olmaz. Çok fazla uzatmadan ciddi bir caz yayın or…

Ama sen bizi daha iyisine alıştırmıştın.

"Har" "Tol" ve "Bazuka" o kadar güzel eserler ki  benim gibi kendisine epey sadık bir okuyucu kitlesi kazandırdı zamanla. Eee haliyle beklentiler epey yüksek. Aldım okudum.Sevgili üstad kitabı bitirmeyi 8 yıla yaymandan mıdır bilemem ama "Merhume"yi pek beğenemedim.Bana karakterler kopuk ve olay örgüsü biraz dağınık geldi. Kitap ta bütünlük eksikliği hissettiriyor kendisini okura. Bir de bölüm başlarındaki metinden bağımsız duran ama konuyla bağlantılı öyküler bana biraz sıkıcı geldi. Kitap yer yer çok eğlenceli ve akışkan ama beklentilerin altında bana göre.

DAHA

Henüz daha çocukken mülteci kaçakçısı babasının yanında uzun süre çalışmak zorunda kalan kahramanımız Gaza, bir çocuğun yaşamaması gereken birçok şeyi tecrübe etmiştir. Duygudan ve şefkatten yoksun büyür. Bir çok kere şiddet ve ölümlerle yüz yüze gelir. Hatta bir mültecinin ölümüne bile sebep olur.(Cuma) Cuma'nın ölümü Gaza da derin izler bırakır. Ama onlara eziyet etmekten geri kalmaz. Çünkü çevresi o kadar kötülüklerle çevrilidir ki iyinin ne olduğunu bilmez. Velhasıl çocukluğunun uzun bir dönemi babasının yalanlarıyla onun yanında geçer ta ki o mültecileri taşırken geçirdikleri ve sadece kendisinin kurtulduğu kazaya kadar. Mucize gibi günler sonra kurtarılır. Artık kaçakçı hayatı sona ermiştir. Bambaşka bir hayata başlayacağını, her şeyin geride kalacağını umar ama geçmişte yaşadığı travmatik tecrübeler şiddetli ağrılar ile su yüzüne çıkmaya başlar belli bir süre sonra. Klinikte tedavi görür ama sonuç alınamaz. Ağrılar devam eder, kurtulamaz. Çevresindeki insanlardan uzaklaşma…

DUMAN

Ayak ucuyla yürür sessiz sedasız yanına kırılıp sigarasını tüttürürdü pişmanlıkların bazen. Sen istediğin kadar onlar yokmuş gibi davransanda halka halka üstüne konardı dumanı işte. Bütün gün kokusu kalırdı üzerinde.

Albüm

Az biraz yokuş ve iki kat merdiven nefes nefese kalmasına yetmişti Alper’in. Yaklaşık bir sene sonra tekrar geldiği dairenin kapısı hafif aralıktı ve vurmadan girdi içeri. Botunu çıkardı, çıplak ve buz gibi olan evin tabanı ayaklarıyla kucaklaştı. Annesinin gönderdiği yiyeceklerle dolu olan poşeti koyacak bir yer aradı gözleri ama yere bıraktı. Kuzeninin pineklediğini tahmin ettiği odaya doğru yürüdü. Emektar masadan önce elleriyle destek alıp sonra hantal 95 kiloluk bedenini gıcırtıyla iskemleye yerleştirdi. Çıkan sesle karşısında uyuklayan kuzenini kim bilir hangi saçma-iğrenç rüyasından etmişti. Hafifçe başını kollarının üzerinden kaldıran Selçuk karşısında oturanın kim olduğunu çıkardıktan sonra elini masadaki yarısı su dolu bardağa götürdü. Boğazını ıslattıktan sonra havadan sudan konuşmayı sevmediğinden söze ilk önce karşısındakinin başlamasını bekleyen bakışlarını Alper’e yöneltti. Alper aklındakileri henüz toparlıyorken Selçuk;
“Tuvalete kadar gidiyorum şimdi dönerim kuzen” ded…