Friday, October 17, 2014

Alyoşa ve Baykuş

Karamazov kardeşlerden Alyoşa, tüm iyiliğiyle başının üstünde cıvıldayan serçelerle daldı rüyamın ortasına gecenin bir vakti.
"Alsana Künt,  sana huzur arası peynir ve çay getirdim. Masaya bıraktım yersin" dedi. "Eğer istersen sığır jambonu da var cebimde. Hem burası ne kadar karanlık ve kasvetli."
Pürneşe ve aydınlıktı gülüşü. Gecenin loşunu, sisini dağıttı, yüzünde söylemek istediği bir şey varmışta sonradan vazgeçmiş gibi bir ifade belirdi,  arkasını dönüp uzaklaşırken ben arkasından:
"Berbat bir haldeyim görmüyor musun Alyoşa! Beni böyle bırakıp gidemezsin! Ya içimdeki gitmek bilmeyen gudubet baykuş ne olacak.?"
"Beni böyle ete kemiğe büründürmemen lazım Künt. Belki de sadece bilinçaltında varlığını koruduğun bir imgeden ibaretim.Baykuşa gelince onu içine sen koydun bir başkası değil ve senin bir parçan artık kabul etmek istemesen de. Baykuş da sensin Alyoşa da!" dedi ve görüntüsü dağıldı.




Wednesday, October 15, 2014

Bok Sineği

O seni seviyorum diyor öteki diğerini. Yokluk birleştiriyor bunları adına da aşk diyorlar. Sonra bir başkası yaklaşıyor diğerine neticesine ayrılık diyorlar. Bok sineği gibi pislikten pisliğe konup adını gönül ilişkileri koyuyorlar. Ama kimse kimseye zaman ve emek vermiyor. Hep hayalindeki kişilere hazır sahip olmak istiyorlar güzel kutusundan yeni telefonu çıkarır gibi.

Monday, June 30, 2014

Siyah Beyaz

Kimi zaman kuşlara yem atarken bile keyifli ve şen olabiliyorken, bazen de içinde yeraldığım keşmekeşin sebep olduğu karamsarlık içimi bir anda doldurup gözlerimden taşacakmış gibi hissettiğimde zamandan öylesine kopuk,yabani ve ürkek kalıyorum hayata. Şu an sahilde gecenin iyice çöküşünü derme çatma kelimelerle süslemeyi bir bok zannederken de olduğum gibi...

Saturday, May 24, 2014

Hermann Hesse, Bozkırkurdu

Düşün dünyasını hayatının merkezine koymuş bir entellektüel, sürekli bu dünyayı önemsemiş ve gereğinden fazla anlam yüklemiştir Harry ve bunu saplantı derecesinde olağan bulmaktadır. Yaşam onun için müzik- ama klasik müzik kesinlikle caz değil-edebiyat,felsefedir ve bunlara dair birikimlerinden yola çıkarak ahkam kesmektir. Geri kalan herşey hayatın yan unsurlarıdır.Bu yüzden yüksek bireyselleşmenin sonucu olarak içinde yaşadığı - daha doğrusu kendini çekip alamadığı- burjuva hayatını küçümser,onun gündelik telaşlarını,eğlence tarzını yadsır,kendine uzak bulur. Zamanla bu burjuva yaşamına karşı artık iyice yabani,yabancı ve ürkek kalmıştır. Bu durumun sürekliliği içerisinde kendisine Bozkırkurdu yakıştırmasını uygun görmüştür kahramanımız Harry ve iyice benliğinde güçlenip kök salmıştır. Ancak elli yaşına merdiven dayadığında kendini gerek ruhsal ve mental gerekse fiziksel olarak oldukça yıpranmış hissetmektedir. Sadece kendisinde var zannettiği devamlı kişilik bölünmesinin yarattığı bunalımlar artık çekilmez bir hal almış, sosyal çevresinden oldukça uzaklaşmıştır. Bundan böyle hayatın ritmine ayak uydurmakta zorlanmaktadır.Bu durum onu intiharı düşünmeye başlamaya kadar iter taki bir caz kulübünde Hermine ile tanışana kadar.Hermine düşünsel yakınlık olarak ona çok benzer ve hayat kadınıdır. Hermine onu çok iyi tanır ve yakınlaşmaları fazla zaman almaz. Hesse bana kalırsa bu hayat kadınına ironik bir şekilde önem yükleyip şu cümlelerle kitabın muhtevatını özetler:  "Yavaş yavaş anladın ki;dünya hiç de senden eylemlerde ve özverilerde bulunmanı istemiyor; yaşam kahraman rollerine ve benzeri şeylere yer veren bir kahramanlık destanı değil insanların yiyip içmeler, kahve yudumlamalar,örgü örmeler,iskambil oynamalar ve radyo dinlemelerle yetinip hallerine şükrettikleri rahat bir orta sınıf evidir..."


Posted via Blogaway

Wednesday, January 15, 2014

Chapter 1

Bahçeli bir binanın iki kanatlı demir giriş kapısının önünde ani bir frenle duran taksiden orta boylu kumral yuvarlak vücut hatlarına sahip bir kadın indi.Üst kısmı tüylü kahve rengi çizmesi eteğinin bittiği yere kadar uzanıyordu.Elmacık kemikleri hafif çıkık beyaz tenli bu bayan yüzüne vuran güneşten rahatsız olacaktı ki acele adımlarla tabelasında rehabilitasyon merkezi yazan binaya doğru yöneldi.


Posted via Blogaway

Tuesday, November 12, 2013

Sihirbazın Çubuğu

"Zaman gerçeğin ta kendisi belki de tek gerçek.
Bu gerçeğin devasal bir ağacı olduğunu hayal et Düşbaz ve doğduğun anı bir yaprağın düşmeye başlama anına kes yapıştır.İşte edebiyat işçisi bu düşüşün estetiğine hayran kişidir." dedi Künt.

 Eğitim,teknoloji,ahlaki değerler,sorumluluklar,sorunlar,yaşamı değiştiriyor zamanla.Buna bağlı olarak  edebiyat ve akımlarının değişimle beraber çeşitlenmesi de gayet normaldi. Ancak bu değişim teknolojideki gibi hızlı olmuyor zahir.Nitekim edebiyatın konusu hep aynıydı.İnsan ve onun halleriydi. Edebiyat canlılığını hep korudu kendi kabuğunda.Donanımlı okuyucu da bunun farkında,biliyor.Peki ya diğerleri?

Romanlarda hala hayat formülü arayan ahmaklar ne yazık ki mevcut. Cümle aralarında hayatlarını kısa zamanda değiştirebilecek sihirli cümlelerin,bir kitabın ya da yazarın peşinde koşan macera severler yok değil.  19.yy kılavuz yazar dönemi çoktan kapandı ama araya dursunlar,her an karşılarına çıkabilirler:)

İyi bir okuyucu açısından edebiyatın temelinde insana merak ve zamanı kavrama isteği yatar.Bu isteğin zamanla düzgün söz söyleyebilme,kendini net ve eksiksiz ifade edebilme, çevresinin farkına varma ve onu en sağlıklı bir şekilde analiz edebilme yeteneğine dönüştüğünü görebiliriz belki eğer uzun yıllar edebiyatla samimi dürüst bir ilişki kurulabilirse.Bu durum bir nevi süzgeçten geçme halidir emek isteyen, yıllara yayılan.Edebiyat çoğu zaman deruni,samimi bir uğraştır.Onunla meşgale olma arzusu olgunluk duruşudur.

Monday, July 15, 2013

Meleğe,8

Musluktan sızar gibi
Anlık sevgi damlaları; şıp şıp...
Neden dedim gecenin bu saatinde
Ardından kapadım gözlerimi
Kapıdaydın,gülüyordun.
-Hoş geldin!
Anlamıştım, yine içime sızmıştın,
Biriktirdim seni sabaha kadar.
Gerisini sen de biliyorsun malum,
Günüm aydın,sol tarafım bayram yeri.